Aşırı Koruyucu Anneliğin Tadından Yenmez Faideleri

Bizim toplumumuzda bebesi hık demeden fırlayıp ihtiyaçlarını gideren anne mükemmeldir. Gözü her an yavrusunu takip etmekten, düştü-düşecek diye arkasında fır dönmekten bitap düşer ama karşılığında sonsuz bir takdir ve onaylanma ile yorgunluğunu çabucak unutuverir. Tescillenmiştir çünkü. Harika bir annedir o. Adeta anne olmak için yaratılmıştır.

Çevrenin bu hararetli alkışlarıyla, çocuğun olabilecek ve olamayacak her isteğini yerine getirmek harika annemizin en asli vazifesi olur. Evladının ensesinden hiç düşmemek, iyi ebeveyn olmanın göz alıcı bir ispatıdır çünkü. Dünya tehlikeli bir yer ve bebelerse sonsuz zayıf, kırılgan ve korunmaya muhtaç ne de olsa.

Oysa hayat, bu annelerin çocukları için kurduğu yapay ve fakat güvenli ortamı her zaman sunmuyor ne yazık ki. Arkasından yemekle koşturulan, hastalanmasın diye kapı deliğindeki cereyandan esirgenen bu çocuklar, eni sonu annelerinin sıkı sıkı ördüğü kozalardan çıkıp gerçek hayata kanat çırptıklarında pufff! Büyü bir anda korkunç bir şekilde bozuluyor.

Elbette ki ebeveyn olmanın en kaçınılmaz yönü fedakarlık. Çocuğunun iyiliği, sağlığı, rahatı ve gelişmesi için elden gelen tüm desteği vermek. Gecesini gündüzüne katarak, çoğu yerde kendini geri plana atarak, evladını öncelemek, önemsemek.

Ama işte denge şaşmaya başladığında bu tertemiz  niyetlerle  başlayan özveriler dizisi, çocuk gerçek hayatın zorluklarıyla yüzleştiğinde esaslı bir drama, acıklı bir trajediye dönüşebiliyor.

Bu ebeveynlik tutumunun pek çok sebebi olabilir. Belki anne,  yaşam karşısındaki ürkekliğinden sebep çocuğuna dört elle sarılıyordur. Yapayalnız hissettiği dünyasını bütünüyle çocuğuyla dolduruyor olabilir. Belki öyle zor sahip olmuştur ki o bebeğe, kaybetmekten ölesiye korktuğu için gözünü üstünden ayıramıyordur.  Ya da öyle kaygılı ve depresiftir ki, zihninde her an yazılmaya devam eden felaket senaryolarından çocuğunu koruyabilmek, hayattaki yegane gayesi olmuştur.

Hangi sebepler ya da dinamikler bunu oluşturuyor olursa olsun… Hangi dış mihraklar bunu kendinden geçercesine alkışlıyor olursa olsun…

Bu bir çocuğa verilebilecek en büyük zarardır.

antalya-terapi-merkezi1-700-x-325

Böyle bir  anne, çocuğunu öyle bir sahiplenmiştir ki, çocuk onun adeta bir uzvu, vazgeçemeyeceği nefesi haline gelmiştir. Çocuğu kendisinin bir uzantısı ya da devamı gibi görür.

Dolayısıyla da çocuğu silikleştirir, pasifleştirir farkında bile olmadan. Onun hayatının da, tercihlerinin de sahibi ve yöneticisi durumuna gelir.

Çocuk bir mülk olur. Anne de mülkün sahibi.

Bu mülke ait her ayrıntının, inceliğin sorumlusu görür kendini mükemmel anne.

Çocuk ise önce muhteşem bir konfor içinde olduğundan, her gün azar azar maruz bırakıldığı bu zehrin, zerre zerre tüm varlığına sirayet ettiğini göremez. Ve gün gelir, öyle bir yuvarlanır ki sonsuz bir uçurumdan… Kırılmamış tek bir kemiği, tek bir yürek kuytusu kalmayıverir.

Büyüyüp kocaman bir insan olur. Okumuştur, evlenmiştir, yuva kurup kendi çocuğunu kucağına almıştır mesela.

Ama bu bütünüyle bir yanılsamadır esasında.  Bir yetişkin bedeninde yaşayan fakat  büyümesine ve kendi olmasına hiç müsade edilmemiş bir çocuktur halen.

Çünkü mükemmel anne kontenjanından hayatı ve ilişkileri yönetilmekte, nihayetsiz bir şekilde sahiplenilmektedir.

Tanıdık geldi mi size de?

Misafiri gelecek olsa, mükemmel anne evladının yerine her hazırlığını kendi yapar mesela. Bir şey umduğu gibi gitmediğinde, çocuğunun adına reaksiyon verip tepki göstermek onun işidir. Hele ki birisi yan gözle bir baksın evladına. O yan bakan gözleri yuvasında zevkle oyacağından emin olabilirsiniz. İşi öyle büyütür ki,  çocuğunun evine kimin gelip kimin gelmeyeceğine, ilişkilerin kimlerle sıcak, kimlerle mesafeli olacağına bile o karar verir. Bir şekilde evladının hayatının içinde olan insanların niyetlerini turnusol kağıdına batırıp ayırır. İyiler bir yana, kötüler beri yana.

Mükemmel anne kozayı sıkılaştırdıkça hem çocuğunu nefes alamaz hale getirir. Hem de kendisi yorulur bir yerden sonra. Çünkü yöneteceği evler-insanlar artmış, sorumluluklar-işler artmış, tek kişinin üstesinden gelemeyeceği bir hal almıştır. İçinden çıkamadıkça da hırçınlaşır, sağa sola, gözüne kestirdiği ilgili- ilgisiz bazı kişilere çemkirmeye hatta saldırmaya başlar.

Çünkü yorulmuştur. Ve görünen o ki, daha çok da yorulacaktır. Öyleyse kafa göz dalayım diye düşünür herhalde. 🙂

İster ki herkes onun gibi özenli olsun çocuğuna. Herkes başının üstünde taşısın. Altın kaşıklarla beslesin, pişpişlesin, sevsin, sırtında gezdirsin.

Ama işte hayaller… Ve dahi hayatlar… Kozanın içindeki gibi her daim sıcak, her daim güvenli değil dışarısı.

Malesef mükemmel anne. Bu çıkmazı  ilmek ilmek ören sensen, düzeltebilecek olan da yalnız sensin.

Önce herkesin kendi hayatının sahibi olmasına müsade et. Tek kişilik bünyenle çok kişilik sorumlulukları gereksiz yere yüklenme. Elbette ki yanında ol çocuğunun, sev, gözet, yardım et. Ama şunu kabul et. O her bir ayrıntısını dizginlediğin fakat sana ait olmayan hayattan gevşetmen gerekiyor ellerini. Çünkü bu sana da, çocuğuna da sadece ve sadece zarar getirir.

İçeride sonsuz şefkatli, dışarıda sonsuz yırtıcı davranmak zor kazanılan güzel şeyleri, kolaylıkla kaybettirebilir. Bir zaman koza örerken, evladına nihayetsiz bir mutsuzluk örersin bu defa.

Bırak acısıyla tatlısıyla, zorluğu ve güzellikleriyle herkes kendi hayatının tadını çıkarsın doyasıya. Ve korkma, dışarıdaki herkes düşman değil. Onu sonsuza kadar koruyamaz, her an elinden tutamazsın.

Bırak hata da yapsın bazen çocuğun, tökezlediğinde kalkabilmeyi öğrensin. Başarılı olduğunda da sevinç çığlıkları atsın. Yaşamın her bir gerçeğini tek tek kendince tecrübe etsin.  Çünkü başka türlü büyüyemez çocuklar.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir