Çocukların Zor Soruları

Evimizin neşesi Lülüşlü Kızım şu sıralar bazı zor mevzulara kafa yormaya başladı. Hatırladığım kadarıyla abisi ve ablası da aşağı yukarı aynı yaşlarda benzer sorular sorup beni köşeye sıkıştırıyorlardı.

Bazen bizden, bazen de dışarıda arkadaşlarından falan duydukça zihinleri karışıyor. Anlamak istiyor çocuklar. Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu, ölünce insanların nereye gittiğini, meleklerin nasıl görünmez olup uçabildiklerini vs.

Bu çağlarında çocukların henüz soyut düşünme yetileri gelişmediği için, verilen cevaplar zihinlerindeki karmaşayı iyice artırabilir. Aslında her anne babanın bir gün böyle sorularla gelip meraklı gözleriyle sorgulayan bebelerine -yaşına uygun- cevaplar verebilmesi için önceden hazırlıklı olmasında fayda var.

kite-149688__180-700-x-325

Fayda var tabii ama bazen beklenmedik bir anda ters köşe edebiliyor bu veletler insanı.

Misal benim dört buçuk yaşındaki cücüğüm geçen gün okula giderken yolda sordu;

-Anne, Allah’ın evi nerede? O nerede yaşıyor? Anne Allah ne renk?

Ben de yapabildiğim kadar düz ve basit bir şekilde anlatmaya çalıştım.

-Allah bizim gibi bir varlık değil kızım. O’nun bir rengi ve evi yok. Bir şekli yok. İnsanlara ya da başka varlıklara benzemez. O her zaman her yerde. Her an bizi görür ve duyar. Çocukları da çok sever.

Böyle dedim ama miniğimin lülüşlü kafasında azıcık da olsa bir aydınlanma olduğu mu, bilmiyorum. Yanlış bir şey söylememek için dikkatini başka bir tarafa çekeyim, daha sonra da bu yaştaki çocuğa Allah’ı nasıl anlatmak gerekir diyerek bir araştırmaya karar verdim.

Ama bizim küçük hanım erken davrandı ve zihnindeki Allah kavramını şöyle açıkladı;

-Anne bence Allah turuncudur. Yani rengi turuncu bence. Tadı kayısı. Yaprakları da var. Yeşil. Boyu da böyle kocamandır.

Küçükken Allah dendiğinde benim de hayalimde bir şekil beliriyordu. Hatta halen o imaj gelir gözlerimin önüne ara sıra. Kafamda O’nu çok büyük ve gökyüzünde uçan şeffaf bir varlık olarak canlandırmışım.

Ne tuhaf… İnsanın beyni bir şekil, bir imaj olmaksızın düşünemiyor. Algılayamıyor sanki. Mesela gül kokusu dendiğinde hayaline sadece bir koku gelmiyor. Gülün şekli, rengi, bitkisi ve tüm teferruatıyla beraber kokusunu anımsıyorsun.

Demek bizim minnak kuzu da Allah’ı kayısı ağacına benzetmiş. 🙂 Malatyalı olmanın faydaları… 🙂

Kaş yapayım derken göz çıkarmış olmamak için bu konuyu uzatmadan başka şeyler sordum. Düşünceleri dağıldı.

Geçen gün de oyun oynadığımız ve çok neşeli olduğu bir anda aniden sordu;

-Anne sen ölersen bize kim yemek yapacak?

Allah’tan bu defa daha şanslıydım. Çünkü kısa bir süre önce çocuklara ölümü nasıl anlatmak gerek temalı bir yazı geçmişti elime.

Ben hiç ölmeyeceğim, ölüm yok olmak değildir, ya da hepimiz ölüp sonra tekrar dirileceğiz gibi dimağını hepten yoracak cümlelerden kaçındım. Ölümü hastalıkla ve yaşlanmakla da ilişkilendirmek istemedim. Bu defa bu konular onun minik kalbini üzebilir, her yaşlı insanın öleceğini düşünebilir, hastalıklardan aşırı korkmaya başlayabilirdi.

Bu kocaman yaşımda ben bile halen ölüm konusunu içimde tam olarak sükunetle çözüme kavuşturamamışken… Offf!  Anne olmak bazen ne kadar zor yaa.

-Yanındayım kızım. Bak hepimiz ailece bir aradayız. Daha uzun yıllar birlikte olmayı düşünüyorum sizlerle. Yemekleri de her zaman zevkle yapacağım kızım. Böyle afiyetle hapur hupur yiyelim beraber, olur mu? Diyerek zihnimden savuşturdum bu düşünceleri.

İçimde bir huzursuzluk vardı. Ya daha fazla ayrıntıya girerse… Bu cevap onu tatmin etmezse, bir sonraki aşamada ne diyecektim ben?

Neyse ki korktuğum gibi olmadı. Başka hiçbir şey sormadan oynamaya devam etti. Göründüğü kadarıyla bu cevap şimdilik onun için yeterli olmuştu.

Bu konuşmalardan sonra biraz bakındım nette, çocuların bu tip sorularına nasıl yaklaşmak gerektiğine dair. Sanırım fena değil cevaplarım. Şimdilik bu konuları savuşturduk sayılır. Başka bir zaman tekrar aynı sahneleri yaşayacağımızdan eminim tabii. O arada biraz daha düşünüp araştırmak lazım.

Bunlar insan olmanın gerektirdiği en zor arayışlar. Kabullenmesi, idrak etmesi meşakkatli mevzular gerçekten.

Küçük kızımın bu sorularına ilk anda hafiften panikleyerek tepki vermiş olsam da, içimde bambaşka hisler de boy verdi aniden.

Mis kokulu, bol yanaklı bir bebek olarak kucağıma verdikleri gün daha dün gibi tazecik duygularla aklımda.

Ama şimdi benden Allah’ı soran, ölümü anlamaya çalışan, zor soruları için benden yardım isteyen bir minik insan.

Zaman ne çabuk akıyor. Offf! Gözüme bir şey kaçtı galiba…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir