Kolestonzede Oldum!

Çoğu hemcinsimin aksine kuaföre gitmekten pek hazzetmiyorum. Girdiğimde üç saatten aşağı çıkamadığımdan olsa gerek, orada geçen zamana pek acıyorum.  Yani bir saç kesimi ve boyası değil mi en nihayetinde istediğim? Vakit bir yana, bir de o saçın, sinir hücreleriyle canlı bir organizmaya bağlı olduğu gerçeğini unutmuyor mu bu arkadaşlar? İşte beni en çok dellendiren diğer husus da bu sanırım.

Velhasılı dedim ki, ben bu işi kendi başıma halledeyim en iyisi. Kesimi kendi kendime yapamam ama en azından boyayı evde yapsam hiç fena olmayacak. Lakin krem boyalarla bu iş çok kolay olmuyor. Ama bir de baktım ki benim gibi her dakikasını hesap eden kadınlar için köpük saç boyası yapmış adamlar.

kahve-kopuk-boya-rengi-1-700-x-325

Aferin, dedim. Tam da ihtiyacım olan şey! Sanırım önce Loreal çıkardı. Çok da iyiydi. Evde şampuan gibi kolayca saça yedirip 25 dakika bekliyorsun. Ve hokus pokus! Güle güle beyazlar!

Bu köpük boya işine bayılmıştım. Tam bana göreydi. Gayet pratik.

Derken bir gün bütün debelenmelerime rağmen Loreal’in köpük boyasını bulamayınca rafta gördüğüm Koleston’a razı oldum. Eee ne de olsa Koleston da gayet iyi bir marka diye düşünerek.

Hayy düşünmez olaydım.

Resmen attan inip eşeğe binmek gibi oldu.

Boyayı hazırlayıp avucuma sıktıkça köpük birkaç saniye içinde sönüp sıvıya dönüşüyordu. Buna rağmen saçıma uyguladım. Ve birkaç dakika içinde kafamda köpükten eser kalmadığı gibi şıpır şıpır sağdan soldan akmaya başladı. Oysa bu kesinlikle olmamalıydı.

Neyse zar zor tüm saça yedirip ince bir poşetle kapattım. Bu arada alın ve saçın sınır bölgelerine bolca da vazelin sürmüştüm ki, boya tenime geçmesin. Güya tedbir aldım kendimce.

Süre dolana kadar boyanın akıp damlamadığı hiçbir yer kalmadı. Çok huzursuz oldum. Zor zahmet yıkadım ve kurutmak için aynanın karşısına geçtiğimde az daha küçük dilimi yutuyordum. Onca vazeline rağmen suratımın burun hariç her yeri çikolata kahve renkte ışıldıyordu.

O akşam misafirliğe gidecektik. Önceden söz vermemiş olsak dışarı çıkamazdım o halle ama fondötenle kapatmaya çalışıp çıktım. Pek kapandığını da söyleyemem. Suratım berbattı. O gün çok sinirlendim.

Ancak birkaç gün sonra normale dönebildim. Neyse aradan biraz zaman geçti ve yine saç boyama zamanı geldi.

Evde bir kutu daha Koleston köpük boya vardı. “Yahu, öncekinde bir üretim hatası vardı kesin. Bu da öyle olacak değil ya” diyerek yine vazeline bulanıp boyayı hazırladım. Bu defa köpüklerin erimediğini görünce “Hah, bu defa sorun yok” deyip sevindim. Ahh benim erken sevinçlerim… Bir de uyanık derler bana 🙂

Saçımı yine yıkadım. Yine aynanın karşısına kurutmak için geçtim. O da ne? Bu defa öncekinden de beter bir halde ensem ve yüzüm çikolata kahve tonlara bürünmüştü. Cin Ali’ nin Kara Kuzusu’nun anası gibiydim. Delirmeme ramak kalmıştı.

Cesaretimi toplayıp ikinci bir ayna yardımıyla enseme baktım. Boya demek ki omuzlarıma kadar akmış. Kahverengi-beyaz bir posta sarıldığımı sandım.

Tabii yine alnım ve yüzüm de pek ihtişamlıydı.

Bugün üzerinden bir hafta geçti ve nihayet normale dönebildim.

Sevgili, vakti çok kıymetli olup kırk dakikalık iş için on saatini kuaförde heder etmek istemeyen veya tembellikten gidemeyen bacılarım!

Bu bir amme hizmetidir. Tecrübemi sizinle paylaştım ki aynı hataya düşmeyesiniz. Ben bir daha Koleston’un (köpük boyasının) yanından bile geçmem. Ama siz bilirsiniz.

Sonuçta bu bir tercih meselesi.
Sonuçta bu bir tercih meselesi. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir