Sağım, Solum, Önüm, Arkam… KORKU!!!

person-1205140_960_720 (700 x 325)

 

Çocukların ottan, çöpten, böcekten hatta kendi gölgesinden korktuğu dönemler oluyor.  Bazen hayal gücü, bazen gördükleri bir rüya,  duydukları bir hikaye, bazen de ekrangillerden birinde tesadüf ettikleri ürkütücü bir imaj, bunun sebebi olabilir. Çoğu zaman, korkuyu tetikleyen şeye çok kısa bir an maruz kalmış olsalar bile ardından yaşananlar hiç de kısa sürmüyor.

 

Nerden mi biliyorum? Tabii ki üç yavrimle sürdürdüğüm annelik kariyerimden.

 

Benim bebeler dört sene ara ile teşrif ettiler.  Bizim evde bu korkma  konusu temcit pilavı gibi ısınıp ısınıp önümüze geldi valla. Birininki bitti, öbürü başladı inan.  O derece yani.

 

Büyük kuzum Ahmet’im;  beş yaş civarında, oynadığı bir oyundaki kötü karakterden korktu. Lütfen şimdi söyleceğim şeyden lütfen tırsmayın sevgili bacılarım! Tamı  tamına iki sene kadar sürdü bu durum. Evde yalnız dolaşamıyor, attığı her adımda yanında bir refakatçi istiyordu ki… Bir zaman sonra gerçekten çok yorucu ve yıpratıcı olmuştu bu durum. Özellikle de benim için. Evde her daim yakın alaka beklemekte olan diğer yavrim  ve ondan daha ziyade ilgi isteyen bir adet koca. İşler, güçler, sorumluluklar vs vs…Mütemadiyen burun buruna olmanın faideleri… J

 

Türlü önerileri denedik. Lakin ne yaptıksa bizim şeker oğlanın korkusunu yenmeyi başaramadık. Sonra bir gün Sabiha Paktuna Keskin’in konuşmasını dinlerken kafamda sırayla birkaç ampul yanıverdi. Oğlumun korkusu tamamen geçene kadar –ki bu çok uzun da sürebilir diyordu- o istemeden, çağırmadan, sürekli yaptığı her şeyde yanında olup beraber hareket etmek. İşte sihirli formül buymuş. Ve bizde gerçekten de işe yaradı.

 

Şöyle uyguluyorsunuz:

*Bakıyorsunuz, çocuk sağa sola sallanmaya, tavana falan hoplamaya başlamış. Odada volta atıyor, folklorik figürler sergiliyor. Hımm, çişi gelmiş diyerek daha o tuvalete beraber gidelim anne demeden, kaptığınız gibi sakince helanın yolunu tutuyorsunuz.

 

*Baktınız yavrinizin tatlı göbüşünden ‘gurul’ isimli şarkının yayını başlamış. Elleri de midesini sıvazlamak suretiyle şarkıya ritim tutuyor. Hemen(!) anlayacaksınız ki, bebe acıkmış. O mutfağa gidelim demeden kapıp, sakince o tarafa yollanacaksınız.

 

*Baktınız, bebenizin dudakları kurumuş, kavrulmuş. Susuzluktan gözleri pörtlemiş. Cildi buruşmuş. Yağdır Mevlam suuuuu diye çığırmaya başlaması an meselesi. Hemen konuya vakıf olup, yavrucuk –şu içmeye gidelim mi  anni?  demeden, sürahiyi ağzına dayamış olacaksınız.

 

İşin özü şu; çocuğun korkusu onda büyük bir stres oluştıruyor ve sizin bu stresi deşarj etmeniz gerek. O daha kendiyle gelmenizi istemeden sürekli her şeyi birlikte yapınca tekrar tekrar stres oluşmasını engellemiş oluyorsunuz. Çocuğun korkusu beslenemiyor ve bir süre sonra sönüyor.

 

Bu çok etkili bir yöntem. Bizde çok işe yaramıştı. Bir süre sonra artık hareket özgürlüğünü yeniden kazanmış oluyor farkında olmadan.

 

Lakin her yöntem, her yavriye işlemiyor tabii olarak. Kitap bebesi değil bizimkiler. Şöyle yaparsan şu olur tezleri işe yaramıyor çoğu zaman.

 

Bugünlerde evimizin gündeminde üst sıralarda yine korku meselesi var. Ben bu filmi hatırlar gibiyim diyorum ama nerden acaba? 🙂

 

Sıra bu defa bizim lülüşlü kızda. Geçen sene bir defa parkta parmağını arı sokmuştu. Tam 1 sene sonra (yazıyla BİR)  –parkta arı sokması– temalı kabuslarla başımız dertte.  Gecelerimiz pek bir aksiyon dolu geçiyor sahiden.

 

Mesela ben uykumun en tatlı ve derin yerinde, rüyamın en kritik ve ultra süper heyecanlı sahnesinde oluyorum. Birden canhıraş feryatlarla yerimden zıplayıp, kıyamet koptu herhalde zannedip  kızlarımın odasına öyle bir ışınlanıyorum ki, görseniz halimi içiniz acır yeminle. Hiper yüksek desibelli yavrim, diken diken saçlarımı, şaşmış feleğimi görünce  avazının şiddetini biraz daha artırıp yedi mahalleye canlı yayın yapıyor.

 

Diyorum ki, “Noluyo yeeeaaaaa, kötü rüya mı gördün yavrucuğum?”  Çocuk 7.8 şiddetinde titreyerek “Arııııııı, arııııııı, arııııııı, arııııııııı!!!!” diye çır çır çığırıyor.

 

Ben ki, tecrübeyi elimle uzatıp iki tur döndürmüş, elimle fiyonk yapmış kadınım. Bir demokraside, bir de bende çareler tükenmez evelallah.

*Ayhhh, ben ne yapmak lazım biliyorum kız, havalarında oğluşuma uyguladığım yöntemi uygulayayım dedim. Iı-ıhh, olmadı.

*Korktuğu şeyi (arıyı) kağıda çizdirip, onu önce komik eklemeler yaparak sempatik bir hale soktuk. Olmadı. Eee o zaman yırtıp parçalayalım, bak korktuğun şeyi yendin, yok ettin dedik. Iı-ıhh olmadı.

*Arıların tabiat için ne kadar önemli olduklarını, kahvaltıda severek yediği balı onların kendisi için ürettiğini filan anlattık. Bön bön baktı.

*Yatağına yatırırken…Şimdi çok rahatladın, bu gece çok güzel rüyalar göreceksin dedik. Envai çeşit hipnotik telkin denedik. Yemedi.

Ne korkuymuş arkadaş???

Yani velhasılı, ocağına düştüm sevgili okur. Varsa bildiğin, denediğin tesirli bir yöntem. Esirgeme lütfen.Yani burada,  pozitif bilimlerin karşısında çaresiz kaldığı bir vaka var. İnsaniyet namına, şu duruma bir el at. Hayrın olsun. Eline yapışacak değil ya?  Sonuçta aile saadetimiz söz konusu. Boru değil. Daha olmazsa, varsa bir üfürükçü, muskacı falan…

Amaannn, ne diyorum ben ya? Olacağı buydu işte. Sonunda  ben de yavaştan kayışı koparıyorum galiba. Hem aslında bir şey itiraf edeyim mi?  Sanırım… Hayır hayır, sanma değil bu. Kesin bilgi. Yavrilerim, bu mutasyonsuz, katkısız, doğal,organik ve kale gibi sağlam  ödleklik genini %2500 analarından almışlar.

Haaa ne diyordum?

Biriniz su içmeye benle gelebilir mi? Sanki hafiften ben de korkmaya başladım… 🙂

 

Şişşştttt! Biri mi var orda?

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir