Zor Kadın

i282882364593348282._szw480h1280_

Tik tak… Tik tak… Tik tak… Saniyeler olimpiyat koşusunda… Arkalarında dakikaları hoplata zıplata gezdiren atlı arabalara benziyorlar. Gıcırdayan tekerleklerin sesi, duyan herkesin iradesini ele geçirmiş sihirli bir müzik sanki… Günlerin 24 saat olması gibi sözleri seçebiliyorum dizeler arasından. Şefkatli kollarıyla tüm insanlığı sarmalayan zaman; derin ve bitimsiz uykuların kucağına bırakıyor bizi usulca… Hep aynı ninniyi kulağımıza fısıldayarak… ‘ Bir saat 60 dakikadır yavrum, kapa gözlerini, eeee     eeee    eeeee….’

Bense zaman annenin en huysuz çocuğuyum. Yumuşacık bir kadifeyi andıran sesiyle, ne vakit aynı şeyleri terennüm etse, sivri köşeli, kristal itirazlarımdan biri daha küt diye düşüyor yere dudaklarımdan. Her seferinde daha çok gürültü yapmaya çalışıyorum. Ağır ve sıcacık bir yorgan gibi üstümüzü örten bu ninninin esrarlı dokunuşundan, birkaç çift gözü daha irkilterek uyandırabilmek için. Fakat… Ne boş bir gayret bu! Bir-iki söylenmeden sonra, hallerinden gayet memnun bir şekilde, başlarını yeniden aynı ebedi kandırmacaya seve seve teslim ediyor tüm kardeşlerim….

Bazen bir olay karşısında, durumun gücümüzü ne denli aştığıyla orantılı olarak; ağlaya zırlaya tepinen öfkemizi pişpişleyip, gelecek ilk makul açıklamaya yapışıveririz biz. Söylenenlerin doğruluğuna çok da fazla kafa yormayız  o anda. Hele de konuşan, toplumda muteber birinin ağzıysa, değmeyin keyfimize. Mal bulmuş mağribi gibi hissederiz kendimizi. İnanmak isteyişimize uydurduğumuz masum bir kılıftır bu. Aynı zamanda da peşin bir kabullenme yenilgiye dair. Ve bunu kimsenin dile getirmesine dahi tahammül gösteremeyiz. Kendi iç sesimizin bile…

Gücümüzün sınandığı, zorluğun çığırtkanlığının narin kulaklarımızı tırmaladığı anlarda, korunaklı ve gösterişli bir mabed gibi göz kamaştıran kaçışlarımıza sığınıveririz.Hayatlarımızın; kabarık, fırfırlı, süslü-püslü eteklerine daha sıkı tutunabilmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri olan güven duygusunu, bu kibirli kaçışların debdebesinde enselemeyi nasıl da ustalıkla beceririz..Tıpkı bileğini bükemediğimiz zamanın, buram buram martaval kokan hikayelerini bir bir yutmamız  gibi…

Zaman… Beni de, çıldırtan şımarıklığınla avuçlarında bir parça kağıt gibi buruşturacaksın. Tiktaklarının cenderesinde sıkıştırıp, eğip büküp ‘Al işte, bu yeni sensin’ diyecek, beni kendi avuçlarıma umarsızca bırakacaksın. Takvim yapraklarını başımdan konfeti gibi saçarken eğleneceksin. Yaş günlerimde bir yıl daha bedenimi, akşamlarında ise pek tabi ki gözlerimi yaşlandıracaksın… Ah, seni işvebaz, cazibeli ve yakıcı mahluk… Nasıl da küçük hazlarla avutup, oyalayıp canımı acıtacaksın….

Ve zaman… Tüm esrarengiz ve oyunbaz işaretlerindeki saklı dişiliği ele veren bir aynasın artık karşımda. İçinde sayısız zıtlıkla başgösteren onlarca kadını tek ruhta toplamış bir koleksiyoner gibi sen de bir kadınsın. Çokluktan boy veren bir tekliksin. Fakat, farkında değilsin.Söz geçirmeyi, hüküm vermeyi seven buyurgan yaradılışın, seni sarmalayıp kuşattığın varlıklar üzerinde hakim kılarken aynı anda da mevcudiyetini, onların algılarının demir parmaklıkları arasında çile dolduran bir mahkuma döndürüyor… Zıtlıklar içinde hayat buluyorsun sen de  işte, tıpkı biz insanlar gibi… Hiçbir yerde aynı değilsin aslında değil mi? Ölçülebilirliğin ve standartların bin fersah uzağındasın. Ne günler 24 saat, ne saatler 60 dakika. Bunlar senin elinde gönlünce oynadığın renkli boncuklar sadece. Sayıları ve dizilişleriyle dilediğin gibi gönül eğlendirirsin. Bazen saniyelerin arasını dilediğince açar, sadece birkaç tanesinden upuzun bir kolye yapar, takarsın boynumuza. Bazen de üst üste bindirip tonlarca dakikayı, sıkışık ve ağır bir takıya döndürürsün.

Ve sen zaman; bazen gözalıcı bir güzellikle ışıldarsın üstümüzde, bazen de kendi elimizle boynumuza geçirdiğimiz yağlı bir urgan olursun… Tezatlar ikliminde can bulur, dirilir ve güçlenirsin. Her yaramızın kanını dindiren sonsuz şifaya vesile olmak için, saçlarımızı ağartıp, tenlerimizi buruşturan tavizsiz hakikati buyurmak için ve dünya beşiğinde hepimizi tıngır mıngır sallamak için….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir